ilmek

15/1/2008 - mor iğne kampanyası yeniden

Kategori: duyuru

"Kadinlar, ellenmekten bıkmadınız mı?

Kadınlar,

Sokakta, lokantada, vapurda, otobüste, işyerinde, tanıdığınız, tanımadığınız, hoşlandığınız, hoşlanmadığınız bazı erkekler tarafından ellenmekten, omuzlanmaktan, çimdiklenmekten, dokunulmaktan bıktınız mı?
Baygın ya da saldırgan bakışlarla süzülmek, sözle taciz edilmek, istemediğiniz şeylere zorlanmak, canınıza tak mı dedi?
Bıyık burup, size yanaşanlara tepkinizi göstermek için hiç uygun bir araç aramadınız mı? Artık vapurdan inerken ya da binerken itilip kakılmaya dur demek istiyor musunuz?

İşte sarkıntılığa karşı süper bir koruyucu: karşınızda göz süzen peşinizden gelen, bizi aşağılayan laflar geveleyen, bıyık burarak yalanan, bacaklarınızı süzen, elleyen, koklayan, bakan, saldıran tüm erkeklere karşı küçücük taşınması kolay ama etkili bir silah.
Şimdi size harika bir ürün tanıtmak istiyorum. Elimde gördüğünüz bu mor iğne paslanmaz çelikten olup, nikel-krom alaşımlı olup, 7 cm uzunluğundadır. Üzerinde bulunan mor kurdele tüm giysilerinizle kullanabileceğiniz bir aksesuar görünümündedir.

Bu şık aksesuarın aynı zamanda size sarkıntılık edenlere karşı savunmanızda bir araç olduğunu şimdi size göstereceğiz. Hareket şu.. Hiç acımadan batırın, korkmanıza gerek yok, tetanos yapmaz.
Bu iğne MOR İĞNE kampanyasının bir ürünüdür. Kampanya grubumuz kadınlardan meydana gelmiş olup, elle sözle, gözle yapılan sarkıntılığa karşı etkin ve kalıcı önlemler geliştirmeyi amaçlamaktadır."

Kaynak: http://morigne.blogspot.com/

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

2/10/2007 - başbakanın fırçaları!!!

Kategori: haber
 Erdoğan, yeni yasama yılının başlaması dolayısıyla TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın dün akşam verdiği resepsiyona katıldı. Resepsiyonda Erdoğan, kadınların siyasete girmesi ve kadın milletvekili sayısının artması için çalışan KADER'in Başkanı Gülbahar'la karşılaştı. Gülbahar, kadınlara kota ve temsilde eşitlik sağlanmasını istedi.

'Niye adil olmuyorsun?'

Erdoğan da bunun üzerine, "Şu anda var, haksızlık yapıyorsun. Benimle aynı haklara sahipsiniz. Niye adil olmuyorsun? Şu anda herkes eşit. Asla kotayı ben eşitlik olarak almıyorum. Eşit katılım zaten şu anda var. Git, kazan, al. Sen kendin gidip kazanıp alamıyorsun. Kardeşim git, kazan, al. Kota olduğu zaman ben erkeklerin ianesine sığınıyorum demektir. Bana bunu anlatamazsın. Bütün dünyada bu yok. Başka yerlerde var diye anlatamazsın. ABD'de kota var mı? Fransa'da kota kaç, kota kaç" dedi.

'Kadın Kolları daha samimi'

Gülbahar'ın "Ruanda'da bile kota var" sözleri üzerine Erdoğan, "Sen Ruanda mı olmak istiyorsun, buyur Ruanda ol. Bu kadar. Ama ben kotayı kadınlara saygısızlık, hakaret olarak görüyorum. Kota konusunda kusura bakmayın, benim ilkemdir. Benim Kadın Kollarım bu konuda KADER'den çok daha samimi, bunu da bilin" dedi.
3 YorumYorum yaz!Bağlantı

19/9/2007 - "Ben de kapanmak istiyorum!"

Kategori: yorum

Ben de kapanmak istiyorum!


Yakın zamanda başörtüsü üzerine birkaç yazı yazdım. Örtülü kadınların örtüsüz kadınlara nasıl baktığını sordum. Tartışma da çıktı, yazıldı, çizildi. Hatta tartışma Türkiye sınırlarını aştı, El Cezire kanalı bu yazılar üzerine bir haber yaptı. Peki memleket sınırlarını aşan ve bugün artık anayasa çalışmalarının dolandığı bu örtü meselesi nedir hakikatte?
Ya da başka bir soru sorayım:
Bu memlekette örtüsüz kadın var mıdır?
Bir daha sorayım:
Bu memlekette örtüsüz kadın var mıdır?
Bu memlekette kendini örtüsüz zanneden kadınların hakikatte kaçı örtüsüzdür?

Cumhuriyet kadını da...
Başörtüsü, benim fikrimce, bu ülke kadınlarının cumhuriyetin ilanından sonra ortada bırakılışlarına verdikleri bir cevaptır. Hatta kendi cinslerini, cinsel kimliklerini korumak için verdikleri içgüdüsel bir cevaptır. Çünkü cumhuriyet, kadını toplumsal hayata katabilmenin tek yolunu onu cinsiyetsizleştirmekte bulmuştur. Kadını, "cinsiyetsizlik" örtüsüyle "örtünerek", "kapanarak" toplumsal hayata girmeye teşvik etmiştir.
Kadın olarak toplumsal hayatın içinde var olmak ise hâlâ, bugün bile tehlikelidir. İşyerinde tacizler, sokakta sözlü saldırılar... Bu, devlet hukukuyla da işleyişiyle de kadını erkek egemen düzenin "Hem çalış hem de eskisi gibi evinin kadını ol" ikiyüzlülüğüne karşı koruyamamıştır.

Örtü zırh verir insana...
Bu rejim, "Hem çağdaş ol hem de geleneksel kal" baskısına karşı kadını erkek düzeni karşısında tek başına bırakmıştır. 70'lerin sol hareketleri bile kadına "Hem devrimci ol hem de feodal düzenin namuslusu" dememiş midir?
Bugün, bu kadar çağdaş elitimiz bile iş yerlerinde "genç güzel kadınları" yumuşak yumuşak, ince ince taciz etmiyor mu? Bu ikilemlere hangi insanın benliği dayanır?
Örtü, "Ben kadınım ve bana zarar verirsen bir kadına değil, bir Müslümana saldırmış olursun" zırhını verir insana. Cumhuriyetin devrimleri ve sonrasında o devrimlerin gündelik hayatta uygulanışı kadınlara erkek egemen düzene karşı sosyal veya hukuki olarak bu kadar güçlü bir zırh sağlayabildi mi? Cevabını bütün kadınlar bilir.

Nevresime girmek
Bu kadar yazıp çizmeme, hiçbir dine inanmamama rağmen, itiraf edeyim ki, bu ikiyüzlü erkek dünyası içinde bazen ben bile kapanmak istiyorum. Türban takmak, çarşafa girmek değil, üstüme büyük bir nevresim çarşafı örtüp çıkmak istiyorum sokağa. Ve eminim işini gücünü yaparken binlerce tacize maruz kalan bir çok kadın da böyle istiyordur.
Ama biz bu kapanma işini cumhuriyetin bize öğrettiği gibi yapıyoruz; cinsiyetsizleşerek. Başörtülü kadınlar da kendi mahallelerinde onlara öğretilen şekilde yapıyor; tesettüre girerek.

Mağdursun, mağdurum
Ve şimdi kadınlar, yeni bir toplumsal projenin "sorunsalı" olarak anayasa çalışmalarının tam göbeğine oturtuluyorlar. Apaçık söyleyeyim; pratikte taciz edilmeden çalışmak, sosyalleşmek istediği için kapanan birçok kadın, anayasayı hayatlarında bir kez bile görmemiş ve görmeyecek olmasına rağmen bu yeni projenin vitrin mankenleri haline getiriliyorlar. Çekiştiriliyorlar.
El Cezire'den gelen muhabir, "Hayrünnisa Hanım'ın mağdur olduğunu düşünmüyor musunuz?" diye sormuştu. Hayrünnisa Hanım nispeten ne yaptığını biliyor ve bunun ödülü olarak şu anda First Lady oluyor. Hatta onun başörtüsü eşini cumhurbaşkanı yaptı. Ama benim mağdur olarak gördüğüm başörtülü kadınlar var. Başörtüsü sebebiyle mağdur edilen, çekiştirilen kadınlar.
Ve bu kadınlar hep söylendiği gibi sadece Kemalistler tarafından değil, öncelikle kendilerini bu toplumsal projenin mankeni yapan siyasi hareket tarafından önce nesne durumuna düşürülüp sonra da mağdur ediliyorlar. Tıpkı benim cinsiyetsizlik örtüsüyle başımın bağlanması gibi... Tıpkı benim gibi...
Ece Temelkuran

www.milliyet.com.tr

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

18/9/2007 - Kadınların Korkması Muhafazakarların İşine Yarıyor

Kategori: yorum

"Özkök'ün Laiklik Endişesi Kadınları Nesneleştiriyor"

Feminist aktivist Karakuş, gazetelerin Genelkurmay'ın yeniden otorite kazanması için gerekli gerginlik ortamını yarattığını savundu. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden kadınlar da Özkök'e farklı tepkiler gösteriyor.

"22 Temmuz seçimlerinden önce yaratılan türban korkusu ve laik-anti laik saflaşması zorlamaydı. Seçim öncesinde gerçek iktidar Genelkurmay ve laik cepheydi bugünse Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP). Bir gerginlik siyaseti Genelkurmayın kaybettiği mevkiyi kazanabilmesi için lazım. Bu yazılar da gerginliği sürdürmek için."

Feminist aktivist Filiz Karakuş, Ertuğrul Özkök'ün köşe yazısını, Tarhan Erdem ve Şerif Mardin röportajlarını bianet'e değerlendirdi. Karakuş türban sorununun toplum üzerinde baskı yaratacağını ifade ederken laik cephede de hata olduğunu belirtti.

"Eskisinden farklı bir din baskısı olduğuna katılıyorum. Diğer taraftan da laik-anti laik tartışması yeniden üretilmek isteniyor. Türban artık basit bir sorun değil. Verilmesi gereken bir hak ve laik cephe bu konuyu kadınları nesneleştirerek tartışıyor."

AKP'nin güçlü olduğu bölgelerde türban baskısının yaşanacağını söyleyen Karakuş, "bu baskı şiddetten çok hegemonya olacak" dedi.

Tuksal: Tedbir için baskı sürdürülmez

Öte yandan Başkent Kadın Platformu Kurucu Başkanı Hidayet Tuksal Özkök'ün Türkiye'de din çok güçlüymüş gibi yazdığını ifade etti. Tuksal'a göre yazılan yazılarla başörtülü kadınlar üzerinde süregelen baskı meşrulaştırılıyor.

"Elbette olası bir baskıya karşı tedbir almak lazım ama tedbir baskıyı sürdürmek şeklinde olmaz. İnsanların arasını bulmak ve dostlaştırmaya çabalamak lazım."

Sirman: Bu tartışmalara karşı çıkıyorum 

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman'sa antropolog sıfatıyla kadın bedeni üzerinden yürütülen tartışmaları normal bulurken, bir feminist olarak karşı çıktığının altını çizdi. Sirman "Kadınların korkması en çok muhafazakların işine yarıyor" dedi. 

Kadınlar ne diyor? 

"Başı açık kadınlara bugün baskı yok, ama ya yarın?" 

Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi'nden Hicran Karabudak:

Özkök'ten hazetmiyorum ama yazdıklarının da kötü olduğunu düşünmüyorum. İran örneği Türkiye için de tehlikeli. Yakınımda başı açık kadınlara karşı bir baskıya şahit olmadım ama bu karşılaşmayacağım anlamına gelmez. Üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması diğer kadınların sorun yaşamasına neden olacak.

Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme ve Kadın Danışma Merkezi'nden Gül Yılmaz Çetin: 

"Bir yanda şiddet öte yanda ayrımcılık..." 

Bu ülkede birçok kadının dini ve toplumsal baskılar nedeniyle şiddete maruz kaldıklarını biliyoruz. Ama kadınlar bununla mücadele ederken diğer taraftan da türbanlı ve türbansız olarak ayrı bir şiddete ve ayrımcılığa maruz bırakılıyor. Bu tartışmanın yine kadın üzerinden yapılıyor olmasını doğru bulmuyoruz.

"Van'da baskı yok..." 

Van Kadın Derneği'nden Emine Baz:

Başörtüsü serbest olsun. İsteyen taksın, istemeyen takmasın. Van'da başı açık kadınlar üzerinde baskı yok.

"İslamcı erkekler nasıl okuyorsa İslamcı kadınlar da üniversitede okusun" 

Balıkesir Küçükkuyu Kadın Dayanışma Grubu'ndan Süheyla Doğan:

Yaşadığım yerde genç kadınlar arasında "kapanma"da ciddi bir artış gözlemliyorum. Bundan mutlu değilim. Öte yandan açık kadınlarla bu kadınların karşı karşıya getirilmesini ve başörtüsünün üniversitede yasak olmasını onaylamıyorum. İslamcı erkekler nasıl üniversitede okuyorsa İslamcı kadınlar da okuyabilmeli.

Kapanışın nedenleri konusunda araştırma yapmak lazım. Kadın bedeni üzerinden politika yapılması ve kadınların da buna teşvik edilmesi açık bir kadın olarak beni korkutuyor. Bu da kadına yönelik şiddet.

Kaynak: www.bianet.org

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/7/2007 - "Vesikalıları" destekliyoruz!

Kategori: duyuru
      “Vesikalıları” Destekliyoruz!
 

Biz feministler, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde vesikalı kadın adaylar Ayşe Tükrükçü ile Saliha Ermez’i destekliyoruz.

 

Biz feministler, Vesikalı Adayları destekliyoruz.

 

Çünkü; babamızın bakire kızı, geneleve giden kocalarımızın sadık karısı olarak biliyoruz ki; aile, iş, meslek sahibi olsak da;  “iffetsiz” denilen “hayatsız kadınlarla”, “en diptekilerle”, “iffetli” denilen kadınlar madalyonun iki yüzünü yaşıyor.

 

Bizim vesikamız olmadı. Ama bunun için, bizi okutan ya da üç kuruşluk başlık parasına satmayan babamıza; sevdiği için dövdüğünü söyleyen kocamıza boyun eğmemiz bekleniyor. Ayşe ile Saliha gibi en yakınındaki erkekler tarafından bedenlerini satmaya zorlananlar bize hep hatırlatılıyor. “Namussuz”, "iffetsiz"  diye yaftalanmak tehdidiyle bizden itaat bekleniyor.

 

Geneleve kapatılan kadınların çıkış yolları kapalıyken, oradan ayrılmaya kalktıklarında “firari” sayılırlarken; Genelev çalışanları, devlet tarafından sadece vesikaya ve üzerinden vergi alınacak bedenlere dönüştürülürken;
Biz vesikasızların hayatı taciz, tecavüz ve şiddetle, “namussuz” diye yaftalanmak ya da “geneleve düşmek”  tehdidiyle örülmüyor mu?

Kimimizden dört duvar arasında evlerimizde, kimimizden genelevlerde erkeklere itaat ve hizmet etmemiz beklenmiyor mu?

Kaçımız gönlünün istediğine vardı, gönlünden geçenleri yaşayabildi?

Kaçımız sevişmek için evlenmeyi bekledi, kaçımız zar diktirdi?

Hangimiz gece, hatta gündüz sokağa rahat çıkabiliyor?

Kaçımız geçinmek için, zorunluluktan evlenmedi? Ya da boşanamadı, evli kaldı? 

Kimimiz vesikalı, kimimiz evlilik cüzdanlıysak bu birimizi yüceltip ötekini dışlayarak hepimizi denetlemek için kullanılmıyor mu?

 

Peki fuhuş neden var? Asgari ücretle genelevlerde insanlık dışı kölelik koşullarında çalışan kadınlar istediği, kadınlara yararı olduğu için mi?

Fuhuşun müşterisi evli-bekâr, yaşlı-genç, zengin-fakir her sınıftan, her konumdan erkekler değil mi?

Bugün Meclis’in neredeyse tamamını oluşturan erkeklerin kaçı geneleve hiç gitmedi?

Seçmen erkekler “vesikalı” diye damgalanan kadınların hizmetinden hiç mi yararlanmadı?

 

Biz feministler, Vesikalı Adayları destekliyoruz.

 

Çünkü;

Geneleve girdin mi, vesikayı aldın mı,  bir daha ömür boyu vesikan silinmiyor. “Genelev tutsakları”, en açık biçimini yaşıyor. Ayşe ve Saliha’yı genelevlerde yaşanan kölelik düzenine itiraz ettiğimiz için destekliyoruz.

 

Çünkü;

‘Hayatları çalınmış, hayatsız kadınlar’a desteğimiz  “fahişe/hafif meşrep” nitelendirmelerinin kılığımız, kıyafetimiz, cinsel hayatımız, bekâretimiz ve davranışlarımıza bağlı olarak aşağılayıcı şekilde kullanılmasına, bedenimiz üzerindeki her türlü denetime, varlığımız üzerindeki her tür baskıya da itiraz aynı zamanda...

 

Ayşe Tükrükçü ve Saliha Ermez Milletvekilliğine Adaylar

 

Onlar;

 

 “Diptekilerle hayatı çalınmış kadınlarla, üsttekileri yüzleştirmek”,

“Genel kadın, hayat kadını gibi isimlerle anılan hayatı çalınmış hayatsız kadın arkadaşlarını özgürleştirmek”,

“Genelev kadınlarına yeni hayat hakkı seçeneği, tazminat verilmesi, vesikaların iptali, kötü sicillerin silinmesi” için,

“Kölelik gibi bir hayattan sonra yasa koyuculuk gibi bir görevi olan TBMM’ye girmek” istiyorlar.

 

Ayşe Tükrükçü ve Saliha Ermez, zincirleri hep birlikte kırmaya çağırıyorlar bizi. Bu çağrıya kulaklarımızı tıkamayalım!  _,_.___


__,_._,___

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

HER KADIN İÇİN Güçlü olduğunu bildiği halde, güçsüz rolü yapmaktan yorulmuş her kadın için, Savunmasız hissettiği halde, güçlü görünmekten yorulan bir erkek vardır. Aptal rolünü oynamaktan yorulmuş her kadın için, Sürekli "her şeyi bilmesi" beklenen bir erkek vardır. "Duygusal kadın" olarak adlandırılmaktan yorulmuş her kadın için, Ağlama ve kibar olma hakkı elinden alınmış bir erkek vardır. Çocukları tarafından "bağlandığını" hisseden her kadın için, Ebeveynlikte paylaşılan sorumluluğun zevkini tadamayan bir erkek vardır. İyi bir iş sahibi olma ve eşit maaş alma hakkı elinden alınmış her kadın için, Başka bir insanın tüm ekonomik sorumluluğunu yüklenmek zorunda kalan bir erkek vardır. Özgürlüğe doğru bir adım atan her kadın için, Özgürlüğe giden yolun daha kolaylaştığını keşfeden bir erkek vardır. Nancy R.Smith

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Arkadaşlarım

yenibirinsan
mor
vinmor
bilgeem
morsayfa
nanick
hulya
lezbiyen
kupavalesi
pratikhayat
sahildekibank
sengidince
turkanka
dus
geceyagmuru
feybey
selmaelma
gaypride
psipsi
arastirma97
morbulten
yeniedebiyat
kultur1edebiyat
gezenti
feministiz
zozanozgokce
kadinlarinblogu
SerkanEngin