ilmek

19/9/2007 - "Ben de kapanmak istiyorum!"

Kategori: yorum

Ben de kapanmak istiyorum!


Yakın zamanda başörtüsü üzerine birkaç yazı yazdım. Örtülü kadınların örtüsüz kadınlara nasıl baktığını sordum. Tartışma da çıktı, yazıldı, çizildi. Hatta tartışma Türkiye sınırlarını aştı, El Cezire kanalı bu yazılar üzerine bir haber yaptı. Peki memleket sınırlarını aşan ve bugün artık anayasa çalışmalarının dolandığı bu örtü meselesi nedir hakikatte?
Ya da başka bir soru sorayım:
Bu memlekette örtüsüz kadın var mıdır?
Bir daha sorayım:
Bu memlekette örtüsüz kadın var mıdır?
Bu memlekette kendini örtüsüz zanneden kadınların hakikatte kaçı örtüsüzdür?

Cumhuriyet kadını da...
Başörtüsü, benim fikrimce, bu ülke kadınlarının cumhuriyetin ilanından sonra ortada bırakılışlarına verdikleri bir cevaptır. Hatta kendi cinslerini, cinsel kimliklerini korumak için verdikleri içgüdüsel bir cevaptır. Çünkü cumhuriyet, kadını toplumsal hayata katabilmenin tek yolunu onu cinsiyetsizleştirmekte bulmuştur. Kadını, "cinsiyetsizlik" örtüsüyle "örtünerek", "kapanarak" toplumsal hayata girmeye teşvik etmiştir.
Kadın olarak toplumsal hayatın içinde var olmak ise hâlâ, bugün bile tehlikelidir. İşyerinde tacizler, sokakta sözlü saldırılar... Bu, devlet hukukuyla da işleyişiyle de kadını erkek egemen düzenin "Hem çalış hem de eskisi gibi evinin kadını ol" ikiyüzlülüğüne karşı koruyamamıştır.

Örtü zırh verir insana...
Bu rejim, "Hem çağdaş ol hem de geleneksel kal" baskısına karşı kadını erkek düzeni karşısında tek başına bırakmıştır. 70'lerin sol hareketleri bile kadına "Hem devrimci ol hem de feodal düzenin namuslusu" dememiş midir?
Bugün, bu kadar çağdaş elitimiz bile iş yerlerinde "genç güzel kadınları" yumuşak yumuşak, ince ince taciz etmiyor mu? Bu ikilemlere hangi insanın benliği dayanır?
Örtü, "Ben kadınım ve bana zarar verirsen bir kadına değil, bir Müslümana saldırmış olursun" zırhını verir insana. Cumhuriyetin devrimleri ve sonrasında o devrimlerin gündelik hayatta uygulanışı kadınlara erkek egemen düzene karşı sosyal veya hukuki olarak bu kadar güçlü bir zırh sağlayabildi mi? Cevabını bütün kadınlar bilir.

Nevresime girmek
Bu kadar yazıp çizmeme, hiçbir dine inanmamama rağmen, itiraf edeyim ki, bu ikiyüzlü erkek dünyası içinde bazen ben bile kapanmak istiyorum. Türban takmak, çarşafa girmek değil, üstüme büyük bir nevresim çarşafı örtüp çıkmak istiyorum sokağa. Ve eminim işini gücünü yaparken binlerce tacize maruz kalan bir çok kadın da böyle istiyordur.
Ama biz bu kapanma işini cumhuriyetin bize öğrettiği gibi yapıyoruz; cinsiyetsizleşerek. Başörtülü kadınlar da kendi mahallelerinde onlara öğretilen şekilde yapıyor; tesettüre girerek.

Mağdursun, mağdurum
Ve şimdi kadınlar, yeni bir toplumsal projenin "sorunsalı" olarak anayasa çalışmalarının tam göbeğine oturtuluyorlar. Apaçık söyleyeyim; pratikte taciz edilmeden çalışmak, sosyalleşmek istediği için kapanan birçok kadın, anayasayı hayatlarında bir kez bile görmemiş ve görmeyecek olmasına rağmen bu yeni projenin vitrin mankenleri haline getiriliyorlar. Çekiştiriliyorlar.
El Cezire'den gelen muhabir, "Hayrünnisa Hanım'ın mağdur olduğunu düşünmüyor musunuz?" diye sormuştu. Hayrünnisa Hanım nispeten ne yaptığını biliyor ve bunun ödülü olarak şu anda First Lady oluyor. Hatta onun başörtüsü eşini cumhurbaşkanı yaptı. Ama benim mağdur olarak gördüğüm başörtülü kadınlar var. Başörtüsü sebebiyle mağdur edilen, çekiştirilen kadınlar.
Ve bu kadınlar hep söylendiği gibi sadece Kemalistler tarafından değil, öncelikle kendilerini bu toplumsal projenin mankeni yapan siyasi hareket tarafından önce nesne durumuna düşürülüp sonra da mağdur ediliyorlar. Tıpkı benim cinsiyetsizlik örtüsüyle başımın bağlanması gibi... Tıpkı benim gibi...
Ece Temelkuran

www.milliyet.com.tr

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

18/9/2007 - Kadınların Korkması Muhafazakarların İşine Yarıyor

Kategori: yorum

"Özkök'ün Laiklik Endişesi Kadınları Nesneleştiriyor"

Feminist aktivist Karakuş, gazetelerin Genelkurmay'ın yeniden otorite kazanması için gerekli gerginlik ortamını yarattığını savundu. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden kadınlar da Özkök'e farklı tepkiler gösteriyor.

"22 Temmuz seçimlerinden önce yaratılan türban korkusu ve laik-anti laik saflaşması zorlamaydı. Seçim öncesinde gerçek iktidar Genelkurmay ve laik cepheydi bugünse Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP). Bir gerginlik siyaseti Genelkurmayın kaybettiği mevkiyi kazanabilmesi için lazım. Bu yazılar da gerginliği sürdürmek için."

Feminist aktivist Filiz Karakuş, Ertuğrul Özkök'ün köşe yazısını, Tarhan Erdem ve Şerif Mardin röportajlarını bianet'e değerlendirdi. Karakuş türban sorununun toplum üzerinde baskı yaratacağını ifade ederken laik cephede de hata olduğunu belirtti.

"Eskisinden farklı bir din baskısı olduğuna katılıyorum. Diğer taraftan da laik-anti laik tartışması yeniden üretilmek isteniyor. Türban artık basit bir sorun değil. Verilmesi gereken bir hak ve laik cephe bu konuyu kadınları nesneleştirerek tartışıyor."

AKP'nin güçlü olduğu bölgelerde türban baskısının yaşanacağını söyleyen Karakuş, "bu baskı şiddetten çok hegemonya olacak" dedi.

Tuksal: Tedbir için baskı sürdürülmez

Öte yandan Başkent Kadın Platformu Kurucu Başkanı Hidayet Tuksal Özkök'ün Türkiye'de din çok güçlüymüş gibi yazdığını ifade etti. Tuksal'a göre yazılan yazılarla başörtülü kadınlar üzerinde süregelen baskı meşrulaştırılıyor.

"Elbette olası bir baskıya karşı tedbir almak lazım ama tedbir baskıyı sürdürmek şeklinde olmaz. İnsanların arasını bulmak ve dostlaştırmaya çabalamak lazım."

Sirman: Bu tartışmalara karşı çıkıyorum 

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman'sa antropolog sıfatıyla kadın bedeni üzerinden yürütülen tartışmaları normal bulurken, bir feminist olarak karşı çıktığının altını çizdi. Sirman "Kadınların korkması en çok muhafazakların işine yarıyor" dedi. 

Kadınlar ne diyor? 

"Başı açık kadınlara bugün baskı yok, ama ya yarın?" 

Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi'nden Hicran Karabudak:

Özkök'ten hazetmiyorum ama yazdıklarının da kötü olduğunu düşünmüyorum. İran örneği Türkiye için de tehlikeli. Yakınımda başı açık kadınlara karşı bir baskıya şahit olmadım ama bu karşılaşmayacağım anlamına gelmez. Üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması diğer kadınların sorun yaşamasına neden olacak.

Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme ve Kadın Danışma Merkezi'nden Gül Yılmaz Çetin: 

"Bir yanda şiddet öte yanda ayrımcılık..." 

Bu ülkede birçok kadının dini ve toplumsal baskılar nedeniyle şiddete maruz kaldıklarını biliyoruz. Ama kadınlar bununla mücadele ederken diğer taraftan da türbanlı ve türbansız olarak ayrı bir şiddete ve ayrımcılığa maruz bırakılıyor. Bu tartışmanın yine kadın üzerinden yapılıyor olmasını doğru bulmuyoruz.

"Van'da baskı yok..." 

Van Kadın Derneği'nden Emine Baz:

Başörtüsü serbest olsun. İsteyen taksın, istemeyen takmasın. Van'da başı açık kadınlar üzerinde baskı yok.

"İslamcı erkekler nasıl okuyorsa İslamcı kadınlar da üniversitede okusun" 

Balıkesir Küçükkuyu Kadın Dayanışma Grubu'ndan Süheyla Doğan:

Yaşadığım yerde genç kadınlar arasında "kapanma"da ciddi bir artış gözlemliyorum. Bundan mutlu değilim. Öte yandan açık kadınlarla bu kadınların karşı karşıya getirilmesini ve başörtüsünün üniversitede yasak olmasını onaylamıyorum. İslamcı erkekler nasıl üniversitede okuyorsa İslamcı kadınlar da okuyabilmeli.

Kapanışın nedenleri konusunda araştırma yapmak lazım. Kadın bedeni üzerinden politika yapılması ve kadınların da buna teşvik edilmesi açık bir kadın olarak beni korkutuyor. Bu da kadına yönelik şiddet.

Kaynak: www.bianet.org

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/3/2007 - "bayan"la bayanlar

Kategori: yorum

"Bayan"la bayanlar

Şu "bayan" sözcüğü sizi de "bay"madı mı? Kadınlara ısrarla "bayan" denmesi sizi de feci halde sıkmıyor mu?

Beni sıkıyor. Sadece beni değil, tanıdığım bütün kadınları sıkıyor.

Birincisi, Türkçe olarak doğru değil, çünkü bayan "cinsiyeti" ifade etmiyor, "erkek"in karşılığı anlamına gelmiyor. Sadece bir hitap şekli, bir ünvan...

Bir "kadın"ın adını diplomasiye uygun olarak ya da sadece kibarca dile getirmek istiyorsanız, "Bayan Filanca Falanoğlu", diyorsunuz (Genelde ...oğlu diye bitiyor ama olsun, o başka yazı konusu). Aynı şeyi bir erkek için yapmanız gerektiğinde de "Bay"la başlıyorsunuz. O kadar.

İngilizce'deki Miss, Mistress-Mister, Lady, Fransızca'daki Madam-Mösyö gibi...

Siz hiç kadın kelimesi yerine İngilizlerin Miss, Fransızların Madam dediğini duydunuz mu? İngilizler "Bayanlar ve Baylar" (Ladies and gentlemen) diyor, bir hitap şekli olarak ama Men and Ladies (Erkekler ve bayanlar) demiyor. Biz hep birlikte diyoruz da diyoruz.

Bizde erkek reyonu ve bayan reyonu, erkek ayakkabısı ve bayan ayakkabısı, iç çamaşırı, pantolonu vs. deniyor.
Şoförler bizde cinslere şöyle ayrılıyor; şoför (Erkek tabii) ve bayan şoför!

Polisler için de aynı şey geçerli; polis ve bayan polis.

Bunu tüm mesleklere adapte edebilirsiniz, erkek basketbol takımları ve bayan basketbol takımlarına kadar... (Biz bayan sözcüğünü Hürriyet'te mümkün olduğunca doğru kullanmaya, kadın yerine koymamaya çalışıyoruz, ama gelin görün ki spor takımlarına gelince, elimiz kolumuz bağlanıyor, çünkü federasyonların belirlediği resmi takım isimleri böyle: Bayan basketbol takımı, bayan voleybol takımı, bayan... bayılıyorum)

Kimse bana "bayan" dedirtemez diyen ben bile kullanmak zorunda kalıyorum ve sinir oluyorum tabii. Oysa uluslararası federasyon terimleri Men and Women (Erkekler ve Kadınlar).

***

Bu yanlışı sadece federasyonlar, sıradan insanlar, en değerli erkek-kadın politikacılar, profesörler yapmıyor; Türk Dil Kurumu sitesine girin, Türkçe Sözlük'te "bayan"ı sorgulayın, göreceksiniz: TDK ilk maddeyi doğru (Kadınların ad veya soyadlarının önüne getirilen saygı sözü, örnek Bayan İnci) açıkladıktan sonra, ikinci maddede aynı yanlışa düşüyor: Kadın. (Yani bayan'ın kadın anlamına geldiğini iddia ediyor) Üçüncü maddede "eş, karı" olarak kullanıldığını da öğreniyoruz. Bu madde Halide Edip Adıvar'dan bir alıntıyla örnekleniyor; "Süleyman Bolluk da bayanın sımsıkı koluna girmişti."

Şimdi başta TDK olmak üzere, kadın erkek bütün "bayan"lara, sormak istiyorum: Kadın kelimesi yerine kullandığınız bayan, bir cinsi mi ifade eder? Hayır. Öyleyse bu ısrar niye?

İşte burada asıl noktaya geliyoruz: Bunun neden yapıldığı.

Orada iş daha da vahimleşiyor.

Çünkü kadın yerine bayan kullananların çoğunluğu bunu "kibarlık" olsun diye yapıyor. O zaman da "kadın" demenin kaba ya da daha vahimi "ayıp" bir şey olarak anlaşıldığı ortaya çıkıyor. Kadın, neden kaba ya da ayıp bir sözcük olsun? O zaman erkek neden kaba değil?

Benim atladığım, ama bir toplantıda BM Nüfus Fonu'ndan Meltem Ağduk'un çok güzel aktardığı bir örneği almak istiyorum buraya. Bir gazete haberi başlığı: "Kadın şoför, bayan polise çarptı!"

Bu örneği inceleyince tüm mesele ortaya çıkıyor aslında: Şoför "kadın" olarak tanımlanmış çünkü "çarpan", yani cümlede olumsuzu ifade eden kişi. Polis ise "bayan", çünkü "kötü biri" tarafından mağduriyete uğratılmış! Yoksa biz kadın şoför demiyoruz ki, güzelim bayan şoför dururken...

Kadın kelimesini "kaba" bulanların bir düşüncesi, onun bir "cins", dolayısıyla "cinsellik" içerdiğini düşünmeleri mi acaba? Ama öyleyse erkek kelimesi niye aynı şeyi içermiyor? Boşuna soruyorum, çünkü cevabı basit: Erkeğin cinselliği ortada olabilir, kadınınki hayır!

***

Gelin şu "bayan" bayanlardan kurtulalım.

Bunu bir kampanya haline getirmeyi öneriyorum: Kadın kelimesi yerine kullanılan bayan'ı sözlüklerden, literatürlerden, günlük konuşma dilinden, her yerden çıkaralım. Ne bileyim, kullanan erkeklere "bay" diyelim biz de, kadınlara ise "niye, kadınlığınızdan utanıyor musunuz?" diye soralım.

Çünkü, hem bir kelime olarak kadın gayet güzel, hem kadın birçok güzel şeyi ifade ediyor, hem de diğeri yanlış, bu doğru.

Emel Armutçu

www.hurriyet.com.tr

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

8/3/2007 - neden emekçi kadınlar günü değil?

Kategori: yorum

Neden 'Emekçi Kadınlar Günü' değil?

YAPRAK ZİHNİOĞLU (*)
Emekçi Kadınlar Derneği ve bazı kadın dernekleri 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" değil de "Emekçi Kadınlar Günü" olduğunu ısrarla vurgularlar. Bu önerilerini hangi tarihsel gerçeğe dayandırdıkları benim için merak konusu. Bu konudaki olgulara bakalım.

Neden 8 Mart ve Neden "Uluslararası Kadınlar Günü"? Clara Zetkin, her yıl bir günün "Uluslararası Kadınlar Günü" olarak ilan edilmesini, ilk kez Kopenhag'da toplanan İkinci Uluslararası Kadınlar Konferansı'na, 27 Ağustos 1910 günü (bu tarihi günde) sunduğu önerge metninde önerdi. Bu önerge metni yine Zetkin'in çıkardığı kadın gazetesi Die Gleicheit (Eşitlik) 'te 29 Ağustos 1910 tarihli sayısında da yayımlandı.

Günün "8 Mart" olarak belirlenmesi de yine Zetkin'in önerisiyle gerçekleşti.

Bu konuda somut bilgi veren, ABD Komünist Partisi'nin yayınevi olan International Publishers'in yayınlarından, yine parti üyesi tarihçi Philip S. Foner'in derlediği "Clara Zetkin: Seçme Yazılar" cildinde Foner'in giriş yazısından bir alıntı:

Tarih olarak 8 Mart'ın seçilmesinin nedeni Birleşik Devletler'de o gün gerçekleşen olaydı. New York kentinin iğne işçileri sendikalarındaki çoğu sosyalist olan kadın işçilerin liderliğinde 8 Mart 1908 Pazar günü bir kadın eylemi için çağrı yapıldı. Manhattan'da, Lower East Side'ın tam ortasındaki Rutgers Meydanı'nda yüzlerce kadın oy hakkı talep etmek ve güçlü iğne işçileri sendikalarının kurulmasını gündeme getirmek için toplandı. 1908 eylemi çok başarılıydı ve hemen ülke dışındaki sosyalist kadınların ve Clara Zetkin'in ilgisini çekti. Zetkin bu eylemden esinlenerek Kopenhag'da Amerikalı kadınların gösteri yaptığı günün Uluslararası Kadınlar Günü ilan edilmesini ve her yıl 8 Mart'ın bütün ülkelerdeki kadınların eşit haklar için mücadelesine adanmasını talep eden önergeyi hazırladı. Önerisi delegelerin çoğunluğu tarafından kabul edildi ve ertesi yıl, 1911'de ilk Uluslararası Kadınlar Günü gerçekleştirildi, (age, s. 31-2)

ULUSLARARASI KADINLAR GÜNÜ
Ülkelerin sınıf bilinçli proletaryasının siyasal ve sendikal örgütleriyle mutabık olarak, tüm ülkelerin Sosyalist kadınları her yıl bir Kadınlar Günü düzenleyecektir. Bu günün en önde gelen amacı kadınlara oy hakkının kazanılmasına yardım etmektir. Bu talep, Sosyalist hükümlerin ortaya koyduğu kadın sorununun tümü ile bağlantılı olarak ele alınmalıdır. Kadınlar Günü uluslararası nitelikte olmalı ve dikkatle hazırlanmalıdır.

Clara Zetkin, Kathe Duncker and Yoldaşlar, 27 Ağustos 1910.

[27 Ağustos 1910 günü Kopenhag'da, İkinci Uluslararası Kadınlar Konferansı'na verilen bir önergeden. Die Gleicheit Stuttgart, 29 Ağustos 1910. ] (age. 108).

Lenin ve Stalin de yazılarında, Zetldn'in geleneğine uyarak, 8 Mart'ı "Uluslararası Kadınlar Günü" olarak anarlar. Bkz: Lenin, "Uluslararası Kadın Günü Üzerine" ve Stalin, "Uluslararası Kadınlar Günü" başlıklı makaleler (Kadın Sorunu Üzerine, İstanbul, inter Yayınları, 4. bs. 1996: 61 ve 79).

Türkiye sosyalist hareketinin tarihinde de 8 Mart, "Dünya Kadınlar Günü" ve "Uluslararası Kadınlar Günü" olarak yerini aldı. Bilebildiğimiz ilk 8 Mart kutlaması Ankara'da 1921 yılında gerçekleşti. Türkiye Komünist Fırkası üyeleri Rahime Selimova ve Cemile Nuşirova, "8 Mart Kadınlar Bayramı"nı kutlarken, "Türk kadınlarının insani ve toplumsal haklarını tanıyan tek örgütün Komünist Partisi" olduğunu vurguladılar. Yine 1925-26 dönemindeki bir rapordan 8 Mart'ı kutlamak için hazırlıklar yapıldığını ancak parti üyelerinin tutuklanması yüzünden kadınlar gününün kutlanamadığını öğreniyoruz. TKP'nin 1962 Konferansı'nda alınan kararla 1964 yılında yayıma başlayan aylık Yurdun Sesi dergisinin Mart 1967 sayısında 8 Mart'a ilişkin bir yazı yer alıyor. Zahide Duru yazısında 8 Mart'ın "dünya kadınlarının mücadele ve dayanışma günü olduğunu" ve 8 Mart'ın kutlanmadığı ülkeler arasında Türkiye'nin de bulunduğunu vurguluyor.

Kadınların büyük çoğunluğu mülksüz, yoksul ve emekçidir. Kadınları "emekçi ve emekçi olmayanlar" olarak sınıflamak, her şeyden önce, ücretli bir işte çalışmayan ev kadınlarının evde çocuk, koca, yaşlı bakımı için harcadıkları ücretsiz emeği yok saymak anlamına geliyor. Ev kadınları emekçi değil mi? Kadın hareketi, kadınların boğaz tokluğuna çalışması/çalıştırılması olan ev işinin ve görünmeyen emeğin görünür hale gelmesi için mücadele etmeli. Eğer Emekçi Kadınlar Derneği, 8 Mart'ın yalnızca ücretli çalışan işçi kadınların günü olduğu iddia ediyorsa, 8 Mart'ı, şimdiye kadar duyulmamış yeni bir isimle, "Ücretli İşçi Kadınlar Günü" olarak kutladıklarını açıklamaları daha doğru olur.
(*) Yazarın, Gelecek Dergisi'nin Mart '06 'Kadın Dosyası'ndan yazarın izniyle alınmıştır...

Kaynak: www.birgun.net

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

12/2/2007 - Hediyeler bari kansız olsun!

Kategori: yorum

Hediyeler ‘kansız’ olsun

Kapitalizm her alanda kendini iyice hissettirdiğinden beridir, ‘Sevgililer Günü’ Türkiye’de de kutlanır oldu. 14 Şubat yaklaştıkça ‘Sevgililer Günü'nün duyuruları ve pazarı hareketlendirecek çağrıları her yanı kaplıyor. Güzel duyguların karşılığının da, bu günler aracılığıyla kapitalizmin değer ölçme aracı olan “para” ile hesaplanır olması işin en can sıkıcı yanını oluşturuyor tabii. Kapitalizmin doruklarının temsilcileri, zenginliği ve ihtişamı kürkle, mücevherle, lüks arabalarla ölçtüklerinden sevgililerine de zenginlik ve ihtişamlarına göre hediyeler alma gereği hissediyorlar.

İşte, 14 Şubat’ın bir ‘tüketimi patlatma’ gününe dönüştürülmesinden ötürüdür ki, dünyadaki duyarlı insanlar ve hayvan hakları örgütleri de 13 Şubat’ı “Kürk Karşıtı Eylem Günü’ ilan ediverdiler tüm dünyada.

Dünya kapitalizmi, ülkelerinde güçlü hayvan hakları hareketlerinin baskısı ile rahatlıkla elde edemez oldukları kürk için, ‘en ucuz’ üretici olarak kendini öne çıkaran Çin Halk Cumhuriyeti’ne yöneldiler. İşte bu uluslararası günde, en vahşi yöntemlerle ve en zalimane yollarla hayvanların acı içindeki feryatlarıyla kıvranarak elde edilen kürk konusunda, Çin Halk Cumhuriyeti hükümeti bir kez daha kürkü için öldürülen hayvanların maruz kaldığı işkencelere son verecek yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi için uyarılacak.

Aralarında Türkiye’den de örgütlerin bulunduğu ‘Kürk Karşıtı Koalisyon’ olarak bir araya gelen dünyadaki hayvan hakları örgütleri, Çin H.C. hükümetinin uyarıları ciddiye almaması durumunda 2008 Olimpiyatları’nı boykot etme çağrılarını da yükselteceklerini ilan ediyorlar.

Bu arada, kürk üretimi konusunda “Hayvanlara Etik Davranış İçin Mücadele Edenler Birliği” PETA’nın kürk çiftliklerinde yaptığı araştırmalar hayvanların anal bölgelerinden elektrik verilmek suretiyle öldürüldüğünü ortaya serdi. PETA’nın araştırma yürüttüğü kürk hayvanı üretme çiftliklerden birinde hayvanların hiçbir veterinerlik hizmeti almaksızın çeşitli hastalıklara ve yaralanmalara maruz kaldığı ortaya çıktı. Kürkleri için avlanan hayvanların tuzaklara yakalandıklarında; kendi bacaklarını ısırıp kopararak kaçmaya çalışacak kadar acı çektikleri saptandı. Avcı tuzağa gidip hayvanı alana dek, kaçmayı, soğuktan korunmayı, yiyecek bulmayı ya da yırtıcı hayvanlardan korunmayı başaramayan hayvan büyük acılar içinde ölüyor. Birçoğu günlerce tuzakların içinde kalıyor. Posta zarar gelmesini engellemek için avcılar ya da kürk üreticileri hayvanları öldürene kadar dövüyor ya da eziyor.

İşte bu nedenle, ÇHC’nin yanı sıra, bu vahşetin sergilenmesine olanak yaratan talep yaratıcısı firmalar, onların moda tasarımcıları ve nihayetinde de tüketici ‘Kürk sever’ hanımlar da uyarılardan paylarına düşenleri alacaklar: ‘Dikkat üzerinizdeki bir ceset’, ‘Güzel olmak için kürke ihtiyacınız yok’, ‘Bir başka canlının yaşaması için zorunlu olan parçasını alarak, üzerinizde taşıyacağınız bir aksesuara ihtiyacınız var mı’, ‘Vücudunuzun üstünde sizi hem de şişman gösterecek bir hayvan cesedini neden taşımak istiyorsunuz’, ‘Bırakın, deriler ve kürkler hayvanların üzerinde kalsın’...

 

Yalçın Ergündoğan/www.sesonline.net/dünya yalnız bizim değil

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

HER KADIN İÇİN Güçlü olduğunu bildiği halde, güçsüz rolü yapmaktan yorulmuş her kadın için, Savunmasız hissettiği halde, güçlü görünmekten yorulan bir erkek vardır. Aptal rolünü oynamaktan yorulmuş her kadın için, Sürekli "her şeyi bilmesi" beklenen bir erkek vardır. "Duygusal kadın" olarak adlandırılmaktan yorulmuş her kadın için, Ağlama ve kibar olma hakkı elinden alınmış bir erkek vardır. Çocukları tarafından "bağlandığını" hisseden her kadın için,

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Arkadaşlarım

hulya
Selma Erdal
kupavalesi
geceyagmuru
yeniedebiyat
lezbiyen
bilgeem
vinmor
turkanka
serkanengin
mor
sengidince
nanick
morbulten
morsayfa
sahildekibank
dus
pratikhayat
yenibirinsan
gezenti
arastirma97
feministiz
kultur1edebiyat
kadinlarinblogu
gaypride